/ genel

Anılar, yapıştığımız deneyimler...

Yerliler, deneyimleri kendimizi geliştirmek için ödünç aldığımızı ve vakti geldiğinde sakinlikle onları iade etmemiz gerektiğini söyler.

 

ilüstrasyon: John HoweKayadan bir ejderhayı oyuyordu. Bunu yaparken önce çekiç ve keski, onlar yetmeyince kılıcını, daha ince detaylarda da ellerini ve parmaklarını kullanıyordu. Kralı olduğu topraklardak’ halkın çektiği tüm acılari, hayalleri, umutları, arzuları, hepsini zihninde taşıyordu. Ejderhayı heybetli kaya bloğunda g ünbegün ortaya çıkartırken tüm bunları gözünden sızan yaşlarla, kolundan sızan kanla ejderhaya akıtıyordu. Çalışırken yemek yemiyordu ve kalan tüm enerjisini ejderhayı oymaya ayırmıştı. Halkının duyguları ve anıları bittikçe kendisi de eriyordu. Koyabileceği umutlar ve hayaller bitince geriye tek şey kalmıştı, kendi belleği ve anıları. Hiç tereddüt etmeden onları da bu kaya ejderhaya yontmaya başlamıştı. Kayaya -artık detayları iyice belirginleşmiş olduğundan ejderha demek daha doğru- anılarını ekledikçe bunlar, kendisinden kopup ayrılan ve artık giderek yabancılaşan görüntüler haline geliyordu. Kendisi de bu anıları yaşadığını unutuyordu. Eklediği her anıyla, ejderha sanki daha renkleniyor, daha canlanıyordu. Taşıdığı tüm bu anılar, onu kral yaparken onlardan ayrıldıkça ejderhaya dönüşmeye, oyduğu kaya bloğunun içinde canlanmaya başlamıştı.

- Robin Hobb’un The Farseer Trilogy, 3. Kitap, Assasin’s Quest kitabından özet alıntı

 
neverending-story-bookBunlar, insanların unutmaya başladıkları rüya ve anıların görüntüleri. Bir rüya görüldüğünde artık yok olamaz. Ama insan bir rüyayı görüp de onu saklayamazsa bu rüyalara ne olur? Burada, Phantasien’in derinliklerinde unutulan rüyalar birikir. Her unutulan rüya, anı veya deneyim, incecik tabakalar halinde yerleşir. Derinleştikçe sıklaşırlar. Tüm Phantasien, bu unutulan ve terk edilen rüyalar üzerine kurulmuştur... Yaşamın suyunu arıyorsun. Kendi yaşamına dönebilmek için sevebilmek istiyorsun. Sevmek! söylemesi kolay... Yaşamın suyu sana soracaktır: Kimi sevmek istiyorsun? Sevmek, genele yönelik bir durum değil. Kendi ismin, Bastian dışında tüm anılarını unutmuş durumdasın. Cevaplayamadığın sürece de yaşamın suyundan içemezsin. Bu yüzden sana tek bir arzun, rüyan ya da anın kaynağa ulaşmanda yardımcı olabilir. Bunun için sahip olduğün yegane şeyi de unutman gerek, kendini. Bu da azim ve sabırlı bir çabayı gerektirir.

- Bitmeyecek Öykü, orjinalinden alıntı-çeviri

Akışta olmak: Eski deneyimlerin ruhunu teslim ederek yenilerini yaşamaya fırsat sağlamak...

Anılarımızı, deneyimlerimizi biriktiriyor ve turşusunu kuruyoruz. Kendimizi yaşadığımız deneyimlerle var ediyoruz. Yaşanırken her deneyim güzeldir, verdiği keyfin yanı sıra genellikle birşeyler öğretir de. Bu deneyimleri, an’ları yaşandığında değil de, daha ileriki bir zamanda geriye bakıyor ve kendimizi bunlar üzerinden hatırlıyoruz. Ama anıları arşivleyip istif etmeyi seven bir yanımız var. Her an’ı, olduğu haliyle sevebilmeyi öğrensek, iyi ve kötü tercihinde bulunmadan kendimizi bütünüyle vererek dolu dolu yaşasakbelki de bir daha geriye bakıp anılarımızı saklamak, korumak ihtiyacını hissetmeyeceğiz. Bu bile çoğu insana ürkütücü geliyor. Yaşadıklarımızı tamamen unutmanın kendimizi yok etmek olmadığını ayırd edemiyoruz. Tozlu ayakkabı kutularında, sandıklarda veya dijital çöplükte biriktirdiğimiz fotolar ve objeler, ola ki boş bulunup unutursak diye anılarımızı bize hatırlatmak için görevlendirdiğimiz bekçiler; güzel anların belgeleri. Ama her bir anıya sarılmak, yeni gelenlerin yaşanamamasına yol açıyor. Eski deneyimlerimiz, bizi tanımlıyor. Biz, tanımlı ve çerçeveli halde kaldıkça da tercihler de buna bağlı devam ediyor, geleceğimizi belirleyen kaideler oluyor. Bu, şunları seven, bunları sevmeyen biri olmak demek. Eski anılara sarıldıkça bizi geliştirebilecek tüm yeni deneyimler, nehirde çevremizden akan su gibi geçip gidiyor. Amaçlanması gereken, bilinçli unutmaya çalışmak değil elbette, hatırlamaya çaba ve enerji sarf ederek geleceğimizi tanımlar içinde belirlemek ve aslında an’ı yaşamak yerine geçmişin belirlediği bizi yaşamak potansiyelimizi daraltan önemli bir zaafımız.