/ genel

Büyük Beklentiler

Biraz evlilikten bahsedeceğim; yazdıklarımdan tümden karşı durduğum düşüncesi çıkabilir; kişiselleşmeye girmeden düşüncenin biraz daha ilerletilerek belirginleştirilmesine önem verdim. Konuyla ilgili görselleri ararken aynı isimdeki filmin afişini görünce hoş bir tesadüf oldu, yoksa yazı filmle doğrudan bir bağa sahip değil. Yine de Charles Dickens'in hikayesi, filmi de görmeye değer, melodisi ise uzun süredir kulağıma yerleşen ve dönüşümleri hatırlatan bir tını oldu; bu ve pek çok güzel 'zehri' bana sunana selam olsun.

Bir kadının kocasından beklentileri olur; ailesini korumak, ekonomik stabilite, çocukların geleceğini garantileyebilmek, zor zamanlarda destek. Kocasının da karısından beklentileri olur; aileyi çekip çevirmesini bekler, sosyo-kültürel konuma göre mümkünse bütçeye destek olması, çocukları çekip çevirmek ve yine destek. 936full-great-expectations-posterDaha intim-içsel beklentiler de bulunur; kendini güvende hissetmek, güven çatısı altında bir ortaklık-beraberlik sürdürmek, duygusal ve cinsel alanda bir arayışa son vermek ve geliştiren bir ilişki yaşamak. Bunların hepsi beklenenlerdir, sevgiyse beklentisizce sunulan duygulardır. Sevgi, ilişkiyi besler, geliştirir. Beraber özelleşilebilen her durum, besleyicidir, canlandırıcıdır, güç oluşturur. Bunun diğer bir yararı da yaşamda çeşitli durumlara karşı dayanma gücü vermesi. Bu eksenden bakınca yaşamda enerji tüketen durumların varlığı ile bir ilişkinin besleyici hali birbirine bağlı görebiliriz. Bu düşünceyi biraz daha belirginleştirirsek yaşamın insan bünyesindeki yıpratıcı etkilerini hafifletmek için ilişkilerin daha önemli olduğunu söylemek mümkün. Beklentilerin olduğu ortamlarda beklentinin gerçek sebebine inmek için bundan kimin çıkarı olduğunu düşünmekte fayda var. Önce inandığımız bu düşüncenin kaynağına bakalım; evlenmeyi, frekansımızın uyuştuğu karşı cinsten biriyle beraber yaşamayı istiyoruz. Bu isteğin kendimizden kaynaklanmadığını düşünelim bakalım.

Entropi, evrenin temel kurallarını tanımlayan fizik biliminin termodinamik dalında ikinci prensibi; düzensizliklerin sabit oranda kalması ya da artması düşüncesine dayalı olarak sistemlerin bozulma eğilimini ifade ediyor. Bir sistemin ayakta kalabilmesi için bozulma potansiyelinin de ön görülmüş olması gerekir. Hepimizin artık bildiği gibi, pazarlama dünyasında ideal ürünü sunmak, bir şirketin devamlılığını baltalar. Bu yüzden istediğiniz kalitede bir ürün pek bulamazsınız, son 20-30 yılda üretilen herşey plan dahilinde bozulmaya mahkum. 80‘li yıllarda kullandığımız eski müzik setleri o kadar iyiydi ki, belirli markaları tercih edenler bir daha yeni birşey almıyordu. Bu yüzden şimdilerde dahi o eski müzik sistemleri rağbette. Ama bu, üretici şirketlerin önce daha kolay bozulan ürünler tasarlamasına, sonra da piyasada sürekli yeni ihtiyaç yaratmasına sebep oldu. Çünkü şirketlerin büyüdükçe ayakta kalmak için büyüyen masrafları da karşılayabilmeleri gerekiyor. Bu, hala da ekonomide devam eden bir kısır döngü. Şirketler büyüyor, büyüdükçe de piyasaya daha çabuk bozulan ve tekrar ihtiyacı hissedilen ürünlerle boğuyor. Tam bir kara delik aslında; eklendikçe genişliyor, genişledikçe ihtiyaç oluşuyor. Buna aç gözlülüğün sistematik gelişimi de denilebilir.

toyday-newtons-cradleBir düzenin ayakta kalabilmesi ve insan yaşamlarını aşan bir ömre sahip olabilmesi için kendisinden beklenen ideal sonucu vermemesi temellerinden birini oluşturuyor; aynı şekilde kendisine olan ihtiyacı da düzenli olarak beslemesi de gerekiyor. İhtiyaç duyulmalı ki, kara delik beslenmeye ve büyümeye devam etsin. Aslında bu stratejiyi bariz kullanan bir sektör, uyuşturucu satıcıları. Başta uyuşturucuyu bir miktar ücretsiz verirler, talep oluşması için. Sonra da ‘müşterilerin’ sürekli alıcı olarak kalmaları için dozun yavaş yavaş da artması gerekir, sabit miktar da yavanlaştıracağından iş görmeyecektir.

Yaşamda iş hayatı, toplu yaşamın sorunları, trafik, politika, dünyanın hali, iklim gibi yıpratıcı ortamların etkisi aslında insanda çok güçlü bir etkiye sahip. Nasıl olmaz ki, sonuçta bindiğimiz tek dal bu yaşam. Bu bozukluklara tahammül etmek için belirli bir dayanma gücüne ihtiyacımız var. Her gün bu savaşın içine giderken bize kalkan oluşturacak, büyük resmi değil de sadece kendi çerçevemiz içinde kalanları görmemizi sağlayacak ama yeterince mutluluk da veren bir araç. Yabancı gelmiyor sanki? Bir anda bizi duygularla besleyen, yaşama dayanma gücü veren ve çocuklarımızı dünyaya getirmemizi sağlayan evlilik ve aile yapısının biz farkında olmadan başka bir amaca daha hizmet ettiğini görebiliriz. Biraz bunun öğeleri üzerine düşünelim isterim. Çocukları dünyaya getirmek için mi evliliğe ihtiyaç duyuyoruz? Yoksa evlenmeden çocuk konusu, devlet ve toplumca tukaka edildiğinden mi? Başta bizi iklim şartlarından koruyan ve dinlenme vakitlerimizi geçirebileceğimiz bir ev bize yeter deriz. Ama bu kadar az ihtiyaca sahip olmak yetersiz gelir, sürekli daha konforlusu gözümüze sokulur. Niye biz de daha rahat ortamlarda yaşamayalım ki? Screen Shot 2013-02-08 at 00.35.25Çocuk yaparız; bunun sebepleri de muğlak. Çocuk olmadan sevgi olmuyor mu? Yoksa çocuk, yöneticilerin apaçık dediği gibi, bir düzenin neferleri için mi? Hani sevginin bir ürünüydü, politikacıların eli nereden girdi ki konuya? Çocuğumuzun bizim yapamadığımız herşeyi yapmasını, yaşayamadığımız her güzel şeyi yaşamasını isteriz, onları el üstünde tutarız. Bu yüzden son 20 yılda çok daha farklı bir nesil ortaya çıktı; elbette her neslin dinamikleri, bir öncekilere göre farklı olacaktır. Eğitim de bir sistem sonuçta ve entropiye mahkum olduğundan kalitesinde bozulma olması da ön görülebilir. Çocukların geleceğini garantiye almak ve rekabetle dolu yaşam için onu hazır etmek isteğimiz, katlanarak artan ihtiyaçlarımızı birden yüz katı hanelerle ölçülebilen bir çerçeveye taşıdı. Sevgiyle beslenmeye başlayan aile fidanı, birden bir tabur askeri besleyecek kadar büyütülmesi gereği oluştu. Evlilik ve eşimizden beklentiler ve bunların karşılanamaması ihtimali sevgiyle beslendiğimiz alanda dahi artık stresin doğmasıyla ilişkiyi ağırlaştıran ve boğan bir etki oldu. Sevgi yuvası olarak düşündüğümüz de kapalı bir sistem sonuçta, o da entropiye mahkum olacak illa ki. when-do-you-need-marriage-counseling-quizKendini dış etkilere kapasa da, kendi içinde zamanla bozulma eğiliminde. Son yıllarda hızla tırmanan boşanma istatistikleri de hem bu bozulmayı, hem de hızlanan yaşamdaki tahammülsüzlüğü belgeler nitelikte. Olgular, tepe noktalarına ulaştıktan sonra tersine dönüşmeye başlar tezinden yola çıkarsak bu tükenen ve içi boşalan evlilik sisteminin de dönüşmesi gerektiği ve bunun giderek yaklaştığı aşikar. İlişkilerde beklentilerimiz, ilişkiyi gizlice erozyona uğratan etkiler. Tabii bir ilişkiye ihtiyacımız, bir ilişkiyi evliliğe çevirme isteğimiz, bir aile kurma niyetimiz doğru incelenerek tartılmalı. Arkasını göremediğimiz işler, satır aralarını okuyamadığımız anlaşmalar bizi istemediğimiz durumları yaşamaya mahkum eder. İlişkilerde de beklediklerimizin ne kadarı kendi gerçek isteklerimiz, ne kadarı bize enjekte edilmiş ihtiyaçlar? Ucunu göremediğimiz bir meselenin ucundan tutmuşsak bir gören kadar sorumluyuz aslında. Ucunu, yani sorumluluğu gör(e)memek, getirdiklerini red etmemizi makulleştirmez, sadece bilinçsizleştirir.