/ genel

Don Kişot'un Savaşı

Uzunca bir süredir bu günü, 30 Mart'ı bekliyorduk. Haziran'da yeşermeye başlamıştı filizleri, ama uzun soluklu bir ömrü olmamıştı. Sonrasında hep beraber, evet, bu işi demokrasiyle çözeceğiz, zamanı gelecek ve gerekenleri yapacağız diye bir uykuya yatmış, güzel güzer toplu bir rüya görüyorduk.
...
Hakikat, der sevgili rehberim, tüm yanıltıcı, şaşırtıcı sanrılardan, rüyalardan uzak durabilmek ve gerçeğe olduğu haliyle bakabilmektir. Ruhsallık da bu hakikate ulaşma, bunu yaşamına geçirebilme yolu, yordamıdır.
...
Screen Shot 2014-03-31 at 12.42.43Şöyle bir bakıyorum da seçim sonuçlarına... Buradaki hakikat, apaçık ortada. Ve biz, deliler gibi kafamızı duvara vurmaya devam ediyoruz, ya bir gün duvar kendiliğinden yok olursa diye. Oysa duvar, sert bir madde, kafamızdan daha sert. Ustalar, işçiler, o tuğlaları oraya aşılmaz bir engel olsun diye planlayarak koymuş, harçlamış. Gerçekten deli olmalıyız, bu kafa ile o duvarın kırılacağını umuyorsak ve (kendimizi korumak veya duvarı kırmayı kolaylaştırmak için) ek bir şey yapmıyorsak.
...
Hakikat ortada. Bizim kesimin burun kıvırdığı o 100, 300 lira yardımlar, ve hatta poşet dolusu makarnalar o insanların nefes almasını sağlıyor. Herşeyine itiraz ve isyan ettiğimiz liderler, o insanların sırtını sıvazlıyor, azıcık da olsa gerçek ilgi gösteriyor. Bu o kesime yetiyor gerçekten; tamam diyorlar, sonuna kadar varım seninle. Ama yeter ki beni diğerleri gibi satma, yarı yolda bırakma. Bu güveni bir kere alan ve arada tazelemesini bilen liderin ne yaptığıyla zerre kadar ilgilenmiyorlar. Çünkü herkesin kendi ölçeğinde var olduğunu gören, hayatın gerçekleriyle ve bol da acısıyla başbala kalan insanlar bunlar. Benim gözüm ancak benim ölçeğimdeki yalanı dolanı görür, daha büyüklerine ne zihnim, ne de hayal gücüm yeter. Tabandaki milimlerle, belki santimlerle görebiliyorsa yaşamı, tepedeki kilometrelerle, hatta yüzlerce, binlerce km ile görüyor. Yaptığı hile hurda da bu ölçekte oluyor, ama aşağıdakini ilgilendirmiyor. Çünkü halk, ancak kendisine milim veya santim katıyor mu, ona bakabiliyor sadece. Görüşü -diğer bir deyişle vizyonu- gerisini işlemiyor bile. İlk keşfedildiklerinde kızılderililerin uzaktan gelen gemileri tanımlayamadıkları gibi. Ya da 8 hane işleyen bir hesap makinasının 64 hanelik matematiğe yetişemediği gibi. O işlem matematik mi, evet. Ama bu ölçekte işlenemez işte. O zaman düşünmek bile gereksiz.
...
Benim de parçası olduğum kesimin ise aklı ermiyor, milimetrelerle uğraşanın kilometrelere yetişememesini. Bilgi, sorumluluk getirdiği için üzüntü de getirir demiş birileri zamanında. Bizim bilmemiz, bu gerçekliği değiştirmiyor. Hatta aynı hile hurdaya maruz kaldığımız için bizi de mutsuz ediyor aslında. Ve bu yüzden kendimizi öne atarak değiştirmek istiyoruz, kontrol edebileceğimizi sanıyoruz. Çünkü bilmek, çözmenin büyük bir kısmıdır diye öğrenmişiz. Oysa bilmek hiçbir anlam taşımıyor. Halktaki insanın bilmesi ona bir şey ifade etmiyor. Sadece acısını daha belirgin hissediyor olur. O yüzden kolay yolu seçiyor. 'Ignorance is bliss' diye isyan ederek anımsadığım, nefret ettiğim bir söz vardır. Cehalet, göz ardı etmek saadettir gibi çevrilebilir. Cehaleti seçmek, dönüp savaşmaktan çok daha acısız ve huzur verici olabiliyor çoğunluk için.
...
Bir kısım insan da Don Kişot gibi yeldeğirmenleriyle savaşmaya hazırlanır. Yeldeğirmeni, Don Kişot'un gözünde zarar veren ve yok edilmesi gereken birer yaratıktır. Burada çok önemli bir detay var. Don Kişot'un gözünde bu böyledir, çünkü zihninin yarattığı bir ilüzyona körü körüne inanmıştır. Bu inanma aşamasından sonra savaştığının gerçekten bir yaratık ya da bir yel değirmeni olmasının hiçbir farkı yoktur! Bizim de göremediğimiz önemli detay da bence burada. Hala bir ilüzyona inanıyoruz ve ona sarılmışız. Sandığın, adaletin, hukukun galip geleceğine sarılmışız. Göremiyoruz, toplumun önemli bir kesimini ilgilendirenin politik olaylar, dış ilişkiler ya da cemaatle didişmenin ilgilendirmediğini görmemeye yapışmış haldeyiz. (Ayrıştırma yapmak istemesem de) bizim doğrularımızla onların doğrularının önemi yok burada. Savaşılanın değirmen ya da yaratık olmasının pek bir önemi yok. Sarıldığımız şey bir ilüzyonsa bu, gerçeklerle yüzleştiğimizde yaşayacaklarımız büyük bir hüsran olacaktır. Nitekim dün gece ve bu sabah bunu gördük. Geriye dönerek bakınca sağlaması da apaçık ortada; sonuç hüsran. Demek ki bir yerde bir yanlış var, düşünülen gerçeklerle yaşanılan gerçekler ayrışıyor. Demek ki yaşanılan gerçekleri bir kenarda tutup düşünülenlere bakmak gerek. Düşünülen dediğimde kimin, hangi kesimin düşündüğü ve bu düşüncenin toplumun tümünü yansıtıp yansıtmadığı çok önemli. Bir kesimin ise, iki farklı doğru var demektir. İki doğru varsa her ikisine de eşit dereceyle şüpheyle bakmakta yarar var... diye geriye dönerek bu ilüzyonun izini sürmek de mümkün.
...
Uzun sözün kısası; aylardır yazmıyordum. Ama toplumsal bir ilüzyonu bu kadar net görünce dayanamadım. Bu yazıyı buraya koymak da en doğrusu geldi. Her ne kadar içsel bakışımla ilgili yazılar içerse de bu yaşanan ilüzyon ve histeriler, bana bunların tam da bu çerçevede ele alınması gerektiğini düşündürdü. Her ilüzyon, sonucunda hüsran yaratır. Çünkü gerçeklerden kopmuştur ve yüzleşme anı geldiğinde ilüzyonun 'büyüsüne' göre yaşanan acının da dozu artar. İki yaklaşımdan bahsetmiştim demin, birinin toplumun genelinin tercihi olan cehaletin. Diğeri de farkındalığı olanların yürümesi gereken yol; ilüzyona sarılmayı bırakıp hakikati kabul etmek ve adımlarını buna göre atmanın yolu.

Yeldeğirmeni veya yaratıklarla savaşmanın bir zararı yok, ama zihnin hakikati bulandırması ise acizliğimizi ve buna karşı birşey yapamayışımızı gösteriyor. Silkinip doğruları kucaklamamız gerek.