/ genel

Sırların sırrı...

Bu sefer beni çok güldüren bir deneyimi paylaşmak istedim; sabah her zamanki gibi Üsküdar-Beşiktaş motoruna binmiş, hem günün getireceği işleri, hem de birkaç gündür içinde bulunduğum diyalogları gözden geçiriyordum. Aslında sistematik bir gözden geçirme değildi bu, peşpeşe gelen düşünceler kendilerine ilgi göstermemi istiyorlardı. Güne hazırlanmak için biraz bu düşüncelerle oynaşırken gün içinde yazmam gereken program üzerine de düşündüm. Tam o sırada az sonra paylaşacağım şeyler aklıma birer cümleler halinde düştü. Ama önce günümü renklendiren bir serçeden bahsetmek istiyorum.

serce-4Beşiktaş'ta sabah kahvaltısı olarak beyaz peynirli tostumu yerken masaların altında hoplayan bir serçe gözüme ilişti; o da kahvaltısını çıkarmanın derdinde bakınıyordu etrafa. Tostumdan bir köşeyi ayırdım ona, ama yürüyen insanlardan dolayı büfenin bir dolabı altına saklandığını görebilmiştim. Kalkarken ekmek parçasını alabileceği bir yere attım usulca. Hemen fırladı ve ekmek parçasını kaptığı gibi yine içeri kaçtı. Onun bu hali, beni birden çok neşelendirdi, öylesine ki, sadece hafif bir gülümsemeyle yetinemedim ve sağlam bir fıkra duymuş gibi güldüm. Hatta kendi halimi fark edince daha bir neşeyle kahkaya attım. Çok basit bir durum belki, günlük hayatta fark etmeyeceğimiz kadar ufacık bir detay. Halen düşündükçe kendimi gülümsemekten alamıyorum; beni bu kadar neşelendiren kuşkusuz serçe ya da onun kendi karnını da doyurması da değildi.

Herşey biz istesek de istemesek de yürüyor, biz istediğimiz kadar kurgu, plan, tasa yapalım, endişe, korku ya da coşkuyla baksak da olaylara dünya dönüyor, yaşam akıyor. Bu akışın böylesine mükemmel, böylesine rahat işleyişi beni bu kadar coşkuyla güldürdü, hala da güldürüyor. Sonra işe giderken bu olayı düşündüm; aydınlanmaya giden yol, ciddiyetle, somurtularak ulaşılan bir yol olamaz. Neşe ve coşku olmalı, canlılık olmalı içinde. Ama bu, herşeyden daha zekice, zekice düşünülmüş bir durum karşısında hissedilen keyifle karışık bir neşe.

Serçenin hediye ettiği bu neşeli hediyeden sonra gelelim sırların sırrına. Motorda üşüşen diğer düşüncelerin altında ezilmesin diye not defterime bile yazmam gerekti. DEdiğim gibi, birakç günün sohbetleri ve gözlemleri sonucunda kendi kendini demleyen bir düşünce oldu, umarım güzel pişmiş bir türk kahvesi tadını vererek yerleşir. Yeterince sade ve net; o yüzden konuyu sulandıracak başka söz etmemeyi daha uygun gördüm bu sefer.

Bir meselenin akla uygun açıklamasını yapmak, o meseleyi çözmüyor; sadece yanılgımızın zihinde bir katman daha derine yerleşmesini sağlıyor. Aklı kullanmak, bizi bu gerçekliğe bağlayan en güçlü araç. Ancak keskin bir zeka, aklı doğru şekilde yönlendirebilir.

Siz seçin, sırların sırrı artık hangisi...