/ genel

Zamanı Bükmek

Bir süredir yazılarda azalma var, doğrudur. İşim biraz kaprisli çıktı, ama tek gerekçem de bu değil. Açıkça söylemek gerekirse, bu düşünceleri sunmak, sorgulama sürecimi etkiler mi diye düşündüm biraz. Bazen azıcık da olsa etkilediğini gördüm; ama benim de düşünce defterim burası, klasik defterler üzerinden gidemediğimi biliyorum. O yüzden bir süre daha -henüz sorgulamalarım devam ederken- yazmaya devam edeceğim. Bazen çok kişisel olabilen düşünce zincirlerimi paylaşmadığım olabiliyor, o kadarı da bana kalsın. Daha yolun başındayım ve anlatacak çok hikayem olacağına eminim...

Geçenlerde B'nin Öyküsü kitabını okuyordum ve bazı detaylar dikkatimi çekmişti. Bunlardan biri, medeniyetimizin dönüm yaptığı noktalardan birinin ateşin bulunması değil, iz sürmenin verdiği güç olmasıydı. Elbette antropolojik açıdan iz sürmek, gelişime ne katkı sağlar ki diyebilirsiniz. Ama düşününce, avın nereden gelip nereye gittiğini görebilmek, besin çemberinde önemli bir beceri oluşturuyordu, yani güç idi. Zaman içinde geçmiş ve geleceği yarattığımızda anlık yaşayan varlıklardan sıyrılmış olduk. Bir gelmişimiz ve bir geleceğimiz vardı, her ne kadar sonuncusu muğlak olsa da. Tüm tarih, bilim, ve bilimum sistemler, bu bilinmez geleceği bilinir hale getirmek için çabalamıyor mu? Geleceği kontrolümüz altında tutmaya çalışıyoruz, çünkü korkuyoruz. Bu korku da bizi kontrole daha sıkı sarılmaya itiyor.

Lucy SurpriseBenzeri bir durum, benim için geçerli. Eğlenceden işe kadar, özel hayattan hocamla ilişkime kadar her noktasına sızmış bir zehir bu. Süprizlerden hoşlanma eğilimim azdı, çünkü neler olabileceğini, kendimi nasıl bir durumda bulabileceğimi bilemezdim. Bu beni korkuturdu. Hatta ilk gençlik yıllarıma gidersek karşı cinse nasıl davranacağımı bile bilmeyen, eli ayağına dolanan biriydim. Aslında gereksiz yere çok düşünmekten bu. Bir kere düşünmeye başlayınca motor yanana kadar durmazdı o seneler bende. Yaşamımda herşeyi kontrolde tutmaya çalıştığım çok oldu. Birileriyle beraberken belirleyici olan taraf oluyordum. Nasıl bir deneyim yaşanacağını belirliyordum -ki kötü süprizler olmasın. Tanrım! Nasıl zevksiz ve tatsız bir yaşammış bu! Bazen manipülatif olurdum, insanları benim istediğime çekmek için. Ama bunları kötü niyetle, bir çıkar uğruna yapmazdım; sadece sonucu kontrol etme çabası. Hocamla çalışmalarda ilk tökezlediğım de bu oldu; her ne kadar şu ünlü ustanın çay bardağına dolsa da çay boşaltmaya devam etmesi hikayesindeki gibi, kasenin boşalmasının gerektiğinı çok önemli bulsam da benim kase, hep içinde biraz çay barındırırdı. Ya canım çay çekerse diye. Aynı şekilde eğitimlere bir deneyim beklentisiyle yaklaştığımda tökezledim. Sonucun x ya da y olacağını bilmek ve beklentiye girmek, arabanın patinaj çekerek lastiği yakması gibi çalışmalarıma da bir yararı olmuyordu. Kuru gürültü sadece...

analyticalAnalitik çalışan bir kafa olarak uzunca bir süre sanatla uğraştım. Belirsiz bir alandı benim için ve bir tanıma oturtamamak beni onu bilmeye daha hırslandırmıştı. Çeşitli kereler video alanında birşeyler de ürettim, sergilendi. Ama sanatta, özellikle de müzisyenlerde beni etkileyen bir alan vardı, improvizasyon, jamsation yani saçmalamak dedikleri bir alan. Bir kontrol, bir program, notalar olmadan içinden geldiği gibi çalmak, kendini akışa bırakmak. Bu, benim ulaşamadığım bir alandı. Kontrol olmadan, plan olmadan nasıl bu kadar güzel tınılar ve melodileri hata yapmadan çıkarabiliyorlardı? Benim öğrendiğim, düzgün, nitelikli bir sonuç almak için önceden tespit edilmiş adımların bir düzen içinde uygulanması. Ama bu, bunun tamamen tersi bir yoldu. Süprizler vardı içinde, hatta tamamen süprizlerden oluşuyordu, arada belki tanıdık birkaç melodi, renk ya da düşünce. Tabii o dönemlerde bunun bu kadar farkında değildim (ama yaptığım tüm işlerde de tesadüflük, önemli bir değer katmış). Bir kurgu yaptıkça, geleceği kendi ön gördüğümüz bir şekilde şekillendiririz aslında. Ama aslında ne kadar büyük bir yanılgıdır bu! Kendimizi geleceği şekillendiren olarak görmek, kibirden başka birşey değil ki. Bir gelecek kurgusunu ön görerek şartları ona uygun hale getirmek için çabaladığımı gördüm. Bunu yaptıkça da doğallıktan, akıcılıktan uzaklaştığımı da elbette fark etmeden. Tarımla ilgili olduğu gibi bırakıldığında türlü yöntemden çok daha iyi hasat veren bir araştırma vardı. Elbette yok edici türde zararlı ve gereksiz otları ve hayvanları uzak tutmak kaydıyla. Ama bu bile aslında bir sonucu kontrol etme çabası değil mi? Toprağımda yetişen düşünceleri, duyguları belirleyip çerçevelerini çizdikçe, nasıl büyüdüklerini, ne yöne yükseldiklerini kontrol etmeye çalıştıkça orada yetişen ürünler de tatsız, renksiz ve faydası az olmaya başlamış. Kontrol etmeye çalıştıkça yaşam renksizleşiyor, donuklaşıyor ve bereketi de azalıyor. Oysa kendi akışına bırakınca gerek duyduğu kadar dinlense, gerek duyduğu kadar besin üretse, yeri gelince yeşerse, yeri gelince solsa kendiliğinden...

Eminim çok daha az stresli bir yaşam olacak önümdeki. Kontrol ettikçe stres artıyor, stres arttıkça bedenimiz kasılıyor. Sonucunda türlü ağrıları olan, zihinleri karışık gri bulutlara karışmak istemediğimi biliyorum. Bunun için farkında olmalıyım, unutma uykusuna dalmamak için.